Yazarı :Emin Çölaşan

Bu kitabın yayınlandığı 1989 yılında Turgut adlı bir başbakanımız var. Son derece tonton bir insan. Turgut’un karısı Semra var. Efendime söyleyeyim, bunların çocukları Zeynep, Ahmet ve Efe var. Turgutun biraderleri Korkut ve Yusuf var. Yeğenleri var, hısım akrabaları var. Hemen hepsi de devlet yönetiminde olan seçkin bir aile… Bazılarına göre aile değil, adeta bir Hanedan.
Devleti hep birlikte yönetiyorlar.
1984 yılı sonlarıydı. Henüz Hürriyete geçmemiştim. Milliyet’te çalışıyordum. Turgutla röportaj yapacaktım. Randevu alıp Konut’a gittim. O günlerde sinirleri henüz bozulmamıştı. Türkiye nin sorunlarının üstesinden geleceğine inanıyordu.
Konuştuk, röportajı bitirdik. Yanımızda Haşan Celal Güzel ve Kazım Oksay da vardı. Ben izin istedim. Turgut kolumdan çekip beni bir kenara götürdü ve Dur bir dakika, sana bir şey söyleyeceğim dedi… Ve bana bir öneride bulundu:
— Benim basın müşavirim olmanı istiyorum. Benim hayatımda bilinmeyen çok şey vardır. Bunları ancak sen yazabilirsin. Günü gelince bunları sana anlatırım. Ayrıca sana bir araba ve sekreter veririm. Başbakanlık basın müşaviri sıfatıyla bütün dış gezilere de benimle birlikte gelirsin.
Bu hiç beklemediğim öneri, doğrusu beni çok şaşırtmıştı. Kendisiyle 1960 yılında hoca-öğrenci ilişkisiyle başlayan ve ondan sonraki yıllarda son derece inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilginç bir öykümüz olmuştu. Bütün bu ilişkileri Önce İnsanım, Sonra Gazeteci adlı kitabımda ayrıntılarıyla anlatmıştım.
Önerisine kibarca Hayır dedim. Ama gerçekten çok şaşırmıştım. Acaba beni niçin yanma almak istiyordu? Kendisinin ve ailesinin bazı tutum ve davranışları o günlerde böylesine açık bir biçimde henüz ortaya çıkmamıştı. Aile, devlet hayatına henüz bu boyutta girmemişti… Kendisine eğer o gün kazara Evet demiş olsaydım, hiç kuşkunuz olmasın ki birkaç hafta sonra önce hanımefendi ve daha sonra da zorunlu olarak Turgut tarafından afaroz edilirdim… Çünkü ben aklıma geleni patır kütür söyleyiveren bir insanım. Onun da ötesinde makam arabası, sekreter, dış geziler gibi hikayelere de karnım her zaman tok olmuştur.
Turgut’un yakın çevresine girme durumum, kendi özgür irademle böylece yatmış oldu! Sonra anladım ki, Turgut’un bir huyu var… Yanında çalıştırdığı kimselere mutlaka bir şeyler vaad ediyor. Onlara bir şeyler veriyor. Yanından ayrılanlara da, eğer onlara kızgın değilse (Ya da Semra kızmamışsa) vermeye devam ediyor. Elbette ki verdikleri kendisinden değil. Devletin olanaklarını veriyor.

En Çok Okunan Kitaplar :  Mongoliad 2. Kitap