Yazarı :Soner Yalçın

Bir akşam yine telefonla aradı.

“İlginç bir kitap yazdığınız söyleniyor. Bana bir tane gön¬derir misin?” dedi.

PTTden kiraladığı posta kutusuna gönderdim.

O günden sonra kitapla ilgili konuşmaya başladık. Söyle-diklerini yazmamak üzere anlaşmıştık.

Bu görüşmelerde beni en çok şaşırtan yanı, onun Yakub Cemil’in torunu olduğunu öğrenmem oldu.

Bir telefon görüşmemizde, “Beyrut’ta ben neden Yakub Cemil kod adını kullandım, biliyor

musun?” diye sordu.

“İttihat ve Terakki’nin yiğit bir silahşorunun adı olduğu için” dedim.

“Sence yiğit biri miydi?” dedi.

Ne demek istediğini anlamamıştım. Sorusuyla bir yere gelmek istiyordu ama…

“Hayati konusunda fazla bir bilgim yok, ama yiğit biri ol-duğunu biliyorum” dedim.

Sonra anladım ki “yiğit” lafı çok hoşuna gitmişti.

“Yakub Cemil benim dedemdir, o nedenle adını kullan¬dım” dedi.

Aklıma faili meçhul cinayete kurban giden Binbaşı A. Cem Ersever geldi.

Ankara’da Zafer Çarşısı’nda oturup sohbet ederken, “Bi¬liyor musun biz Arnavut göçmeniyiz,

Resneli Niyazi yakın akrabamızdır” demişti.

Aldırmamıştım, aslında doğru veya yalan olup olmadığını bile araştırmamıştım. Bu nedenle

yazdığım Binbaşı Erse-ver’in İtirafları adlı kitabıma da sohbetin bu bölümünü koy¬madım.

Sekiz yıl sonra, Bedrettin Dalan’la yediğimiz bir öğle ye-meğinde konu Binbaşı Ersever’e geldi.

Dalan, Ersever’i tanı-yordu. “Ben araştırdım Ersever’in Resneli Niyazi’nin soyun¬dan olduğunu

öğrendim. Kan davası nedeniyle Rumeli’den göçüp Erzurum’a yerleşmişler” dedi.

Resneli Niyazi, meşrutiyet için dağa çıkmış, 31 Mart geri¬ci ayaklanmalarını bastırmak için

İstanbul’a gelmiş, hiçbir makam, rütbe istememiş, çiftliğine çekilmiş ve orada hasım¬ları tarafından

kan davası nedeniyle öldürülmüştü.