Yazarı :İbrahim Halil TÜRKER

pdf / E-kitap

İnsanın kendini gerçekleştirme sevdası ve ideali; mekanik-teknik alanda, teknolojiyi kendine içkin fiziksel yapılaşma içinde üretirken – makine üreten robotlar vb. gibi, diğer taraftan da içe dönük tinsel ve imgelem güçlerini -”hayallerini” önce büyüyle, oyunlarla – ayinsel danslarla, sonra sanat yoluyla; resim, şiir, bale gibi… güncel yaşama yansıtarak görselleştirmektedir. Günümüzde, bu yansıtma yollarından biriside giderek rağbet gören sanal gerçeklik veya sanal dünyadır. Günümüz bilişim teknolojileri dünyasında; bir anlamda “teknovarlık” olarak ta tanımlayabileceğimiz insan, ürettiği sayısal “sanal-sibertekno ortam”larda gerçeğin düşünü tasarlayarak “hayallerini”, yani kendi doğasının dışında ikincil gizemli sanal öznesini (yapay zeka) de yaratmaktadır. Sanal gerçekliğin amacı ikincil bir özne yaratmak ve onun üzerinden “sanrısal ideaları” gerçek kılarak egemenlik hakkını yaşamdan soyutlamak mıdır..? İnsanlık neyi arıyor…? Burada “sanrı” (hallusinasyon) kavramını sanal gerçekliğin öznesinin vazgeçilmez, tutkulu anlatı biçimlerinden birisi olarak açıklamak onun eş zamanlı olarak fantezi ile beslenen imgesinin gerçek “ imge ile olan eytişimsel (diyalektik) ilişkisini de belirleyecektir. Sanrı; “ Herhangi bir nesne olmaksızın algılama eylemi” olarak tanımlanabilir. Gözlemi yapan kimse gerçekte uzaya kendisinin yansıttığı görüntünün gerçek olduğunu düşünür. Duygusal temalar (korku, sıkıntı, aşırı düşkünlük) ve saplantı konuları (korkutucu hayvanlar, tanrısal yaratıklar) bazı belirli sanrısal psikozların kapsamına girebilir” (Passeron, 1982, syf. 78).