Emekli Öğretmen | PDF Kütüphanesi PDF e kitap indir | PDF Kütüphanesi

Posts by Emekli Öğretmen

palto gogol

Palto- Kitap Özeti-Gogol

Yazarı :

Gogol – Palto Kitap Özeti

Dostoyevski’nin “Hepimiz Gogol’un Paltosundan çıktık.” dediği eserdir Palto. Aslen Ukraynalı olan Gogol bu uzun hikâyeyi 1842 yılında yayımlamıştır. Rus Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olarak kabul ettiğimiz bu hikâye yayınlandığı dönemde Rus toplumunu aşağıladığı gerekçesiyle çok eleştiri görmüştür. Gogol Palto hikâyesinde o dönem Rus insanı üzerindeki sosyal sınıf baskısını bilhassa bu baskının alt sınıfları nasıl etkilediğini incelemiş ve Rus bürokrasini bir memur üzerinden eleştirmiştir.

Palto Kitap Özeti

Akakiy Akakiyeviç, devlet dairesinde çalışan dokuzuncu dereceden memurdur. Biraz tuhaf bir adamdır. Çoğunlukla düşünür fakat konuşmaz, kendi kabuğuna çekilmiştir ve orada yaşar. Dairedekiler ona takılmayı ve onunla dalga geçmeyi severler fakat Akakiyeviç işini sevdiği için bunların hiçbirini önemsemez. İşi birtakım özel belgeleri kopya etmektir. Bazen eve gittiğinde bile bir şeyleri kopya etmekten kendini alamaz. Aldığı maaşla ucu ucuna geçinmektedir fakat bundan da gocunmaz. Hayatında kendinden başka kimsesi de yoktur.

Akakiyeviç’in Rusya’nın sert kışlarında üşümemek için yıllardır giydiği paltosunun yaka kısmı artık yamaya yamaya yok olmuştur. Giymekten iyice incelmiştir ve onu sıcak da tutmaz. Akakiyeviç’i tanıyanlar paltosunu da bilir. Dairedeki iş arkadaşları onunla dalga geçmek istediklerinde işe paltosuyla başlarlar. Akakiyeviç de paltosunun artık işe yaramadığının farkındadır fakat yeni bir palto alacak kadar parası yoktur. Rusya’nın zenginleri soğuktan korunmak için paraya kıyıp tilki hatta sansar kürkünden yapılmış paltolar almaktadırlar.

Akakiyeviç sonunda terziye gittiğinde terzi paltosunun artık yama tutmayacağını ve tek çaresinin yeni bir palto almak olduğunu söyler. Akakiyeviç başta bu duruma bütün gücüyle direnir çünkü yeni bir palto almak için parası yoktur ancak sonunda kabullenir ve yeni bir palto için para biriktirmeye başlar. Fakat bu zaten kıt kanaat geçinen bu dokuzunu derecedeki memur için kolay bir iş değildir. Çoğu gece aç yatar, fazladan hiçbir harcama yapmaz ve fazla mesai yapar ki paltonun parası biriksin. Geceleri erkenden acıkmamak için erken yatar. Her şeyi idareli kullanmaya çalışır bazen hiç kullanmaz. Neredeyse yaşamıyor gibidir.

Akakiyeviç para biriktirirken bir yandan da alacağı paltonun hayalini kurar. Sıcaklığı ve yumuşaklığını düşünerek mutlu olur. Bazen olmayacağını bilse bile palto için sansar kürkünden bir yaka düşler. Dairedeki müdürü onun bu çalışma azmini görüp de ikramiye verdiğinde palto parası da çıkmış olur. Terziye gider ve ikisi beraber palto için gereken her şeyi tamamlarlar. Paltosu hazırdır ve Akakiyeviç mutlu bir şekilde paltosunu giyer. İş arkadaşları bu paltonun şerefine bir parti düzenlerler fakat Akakiyeviç parti adamı değildir. Evine geri dönerken karşılaştığı bir hırsız üzerindeki paltosunu çalar. Zavallı adam eski paltosuna geri dönmek mecburiyetinde kalır fakat artık kimsenin beklemediği kadar üzgündür. Ne kadar uğraşsa da paltosu bulunmaz, kendisi de bulamaz. Sonunda soğuktan onu koruyamayan bir paltoyla kaldığı için hastalanır ve ölür.

O ölmüş olsa bile insanlar paltosunun çalındığı yerde bir adamın dolaştığını, bunun Akakiyeviç’in hayaleti olduğunu ve hala paltosunu aradığını söylerler.

Burun- Kitap Özeti-Gogol

Yazarı :

Gogol’un 1833’de yazmaya başladığı ve iki yıl sonra tamamladığı eseri Burun gönderdiği ilk dergide kabul edilmemiştir fakat Puşkin kısa süre içinde hikayenin değerini kavramış ve kendi yönettiği dergide yayınlanmasını sağlamıştır. Burun aslında absürt bir hikayedir fakat baskılar ve adaletsizlikler altında ezilen Rus halkının delirmeye nasıl yakın olduğunun bir göstergesidir de aynı zamanda. Her şey bir sabah ekmeğinin arasında burun bulan bir adamın ondan kurtulma çabası ve burnunu kaybeden diğerinin de burnunu bulma uğraşları arasında başlar ve sonunda olan şeyse burnun bir kimlik kazanması ve eski yerine dönmemek için kaçma çabasıdır.

Burun Kitap Özeti

Burnu incelediğinde bunun tanıdık birinin burnu olduğunu fark eder. Binbaşı Kovalev’se düşük dereceli bir memurken eğitimle binbaşı rütbesini elde etmeyi başarmış bir adamdır. Fakat rütbesini alacağı günlerde başına korkunç bir olay gelir. Bir sabah uyanır ve burnu yerinde yoktur. O zamana kadar faydalarının farkında bile olmadığı burnunu aramak için yollara düşer.

Karısı İvan insanların burnunu kesmekle suçlar ve İvan da önceki gece sarhoş olduğu için bu burnu gerçekten kendisinin kesip kesmediğini hatırlayamaz. Eve polislerin gelip tıpkı karısı gibi onu suçlayacağının korkusuna kapılır ve bir an önce burundan kurtulması gerektiğini düşünür. Burnu bir beze sararak göle atar. Kovalev bu sırada burnunun olması gereken yeri bir bezle kapatarak sokağa çıkar. Bir kez daha yanılmış olabileceğini düşünerek girdiği şekercideki aynaya bakar fakat tastamam doğrudur. Burnu gerçekten yoktur. İnsanlarla konuşmadan sokakta yürümeye devam ederken bir arabadan inen üniforma giymiş kendi burnunu görür. Burun Eğitim Dairesi’nde bir iş sahibi olmuştur ve kesinlikle Kovalev’in burnu olduğunu kabul etmez. Binbaşı bu kez Emniyet Müdürlüğüne gider ancak polis komiserinin namuslu insanların burnunu kaybetmeyeceğini ima etmesiyle oradan çıkar ve evine döner. Evde burnunu kimin çaldığıyla ilgili teoriler üretirken bir polis memuru burnun bulunduğunu söyleyerek kapısına gelir. Burnu sahte pasaportla kaçmak isterken yakalanmıştır. Polis memuru cebinden bir kağıt parçasına sarılmış burnu çıkarır.

Polis gittikten sonra İvan burnu yerine yerleştirmeye çalışsa da başarılı olamaz ve doktor çağırır. Doktor burnun yerine yerleştirilirse daha kötü olacağını bu yüzden burnu kendisine satmasını söyler ancak Kovalev buna razı olmaz ve burun yitip gitse de satmayacağını söyler. Bu sırada şehre dedikodular yayılır ve herkes burnun şehrin farklı bir yerinde görüldüğünü söyleyerek insanların oraya akın etmesini sağlar. Bazı kimselerse devletin bu olaya neden el koymadığını sorgular.

Bir sabah burun tıpkı gittiği gibi yerine geri döner ve Kovalev uyandığında burnunu yerinde bulur. Yaptığı ilk şeyse berber İvan’a gidip tıraş olmaktır fakat burnunu ellemesine izin vermez. Burnun başına gelenlerse bir sır olarak kalır.

Martin Eden*Kitap Özeti*Jack London

Yazarı :

Martin Eden-Jack London

Günümüzde bir beden işçisinin yazar olmaya çalıştığını düşünün. Yazar olup seviye atlayacağını düşünen bu kişinin yazar olmayı da başardığını farz edin. Sizce mutlu oluş mudur? Martin Eden isimli roman işte tam olarak bu durumu anlatmaktadır. Kitaba da ismini veren kahramanımız bir gemi işçisidir. Hasbelkader karşılaştığı zengin ve güzel bir kızla tanışmasıyla hikâye başlamaktadır.
Martin Eden kitabının yazarı Jack London 1876 doğumlu Amerikan yazardır. Kendisi de iyi bir yazar olmak için oldukça çabalayan Jack, bu romanında kendinden bazı parçalar da sunmuştur. Belki de yazar olma çabasındaki kahramanın psikolojisini bu kadar rahat okuyucuya aktarmasının nedeni kendinden bir şeyler bulmasıdır.
Martin Eden Kitap Özeti

Kitaptaki kahramanımız Martin Eden bir gemi işçisidir. Fakat içinde eğitime karşı mükemmel bir istek duyarken bir yandan da eğitilmişler karşında kedisini mahcup hissetmektedir.
Hikâyenin başında Eden, zengin bir kişiye fark etmeden sokakta yardım etmektedir. Bunun sonucunda zengin kişi Eden evinde yemeğe davet etmiştir. Yardım ettiği kişilerden birinin üniversite okuyan kız kardeşi de evdedir. Burada ona aşık olmuştur. İçindeki eğitim aşkı burada alevlenmiştir. Çünkü başka türlü bu kızın kendisine bakmayacağını düşünmektedir.
Bir yandan yazar olma çabası ile kendini geliştirmeye çalışan genç gemici, bir yandan Ruth ile ilişkisini devam ettirmektedir. Ruth ona burjuva dünyasına girmek için eğitimlerde yardımcı olmaktadır. Öte yandan geçimini sağlamak amacıyla geçici işlerde çalışmaktadır. Bu sırada da yazdığı her metin ret almaktadır.
Ruth’un da onun yazarlık yeteneğine inanmaması ve ona devamlı maaşı olan bir iş bulması telkinleri Eden’i üzmektedir. En sonunda Ruth başarısız bulduğu Eden’i terk eder.
Bu durum Eden daha fazla gayrete gelmesini sağlar. En sonunda bir aydınlanma yaşar. Gördüğü, özendiği bu burjuvanın aslında o kadar okumuş görmüşlüğüne rağmen cahil kaldığını fark eder.
Okumamış ama saf ve basit düşünen işçi sınıfından için geldiğinden bu sınıfı iyi tanımaktadır. Kendi çabasıyla aldığı eğitim sayesinde ve Ruth ile ilişkileri boyunca burjuva sınıfını da yakından tanımıştır. Bu iki sınıf sentezleyen Eden yazar olmaya kesin bir şekilde karar vermiştir.
Tam umudu kestiği anda yazısı kabul edilen Eden, sonunda ünlü ve zengin bir yazar olmuştur. Bundan sonra Ruth tekrar Eden ile olmak istemiştir. Burjuvanın gerecek yüzünü gören Eden Ruth’u artık sevmemektedir.
Ruth dâhil diğer burjuva takımı eskiden Eden’i aşağılarken artık yalakalık yapmaya başlamıştır. O da bunu üzerine daha önce yazdığı ve kabul edilmeyen yazılarını artık sahip olduğu ünün sayesinde bastırmaya devam etmiştir. Kazandığı parayı muhtaç ama saf insanlara yardımda kullanmıştır.
Yazarlığı bırakıp tekrar denize açılmaya karar veren Eden, gemide okumak için yanına aldığı bir kitaptan etkilenerek geri dönülmez bir karar alarak intihar etmiştir
Martin Eden Kitap Konusu

Konu itibariyle sosyal sınıf sorununu ele almaktadır. Kitap sınıf temasının aslında zenginlikle değil, kişinin kendisini eğitmesiyle olduğuna vurgu yapmaya çalışmıştır.
Bu şekilde kazanılacak sınıf statüsünün salt eğitim ve zenginlikten daha üstün olduğunu belirtmiştir. Hatta bu şekilde bir statü kazanıldığında o parıltılı burjuva hayatının aslında sahte birer tiyatro oyunundan başka bir şey olmadığını göstermektedir.

Doğunun limanları

Doğunun Limanları*Kitap Özet ve Konusu*Amin Maalouf

Yazarı :

Amin Maalouf-Doğunun Limanları Kitap Özet ve Konusu

Doğunun Limanları özet olarak İkinci Dünya Savaşı İle başlayıp, bunun sonucu oluşan Arap-Yahudi savaşlarıyla devam eden iki direnişçinin aşk hikâyesini anlatmaktadır. Bunu anlatırken tarihi olayları da irdeleyen kitap, akıcı bir romandır. Lübnanlı yazar Amin Maalouf Doğunun Limanları kitabının yazarıdır.
Amin Maalouf Kimdir?

1949 Lübnan doğumlu yazar eserlerini Fransızca yazmaktadır Halen Fransa’da yaşamakta olan yazar, Doğunun Limanları isimli kitabını 1996 yılında yazmıştır. Doğunun Limanları yazarın altıncı romanıdır. Genellikle tarihsel kurgu romanları yazan Maalouf, yazdığı romanlarda genellikle çok iyi bildiği Akdeniz ve Asya Bölgesi ile Avrupa ilişkileri üzerine yazmaktadır.
Doğunun Limanları Özet

Doğunun Limanları özet olarak İsyan adında bir direnişçinin hayat hikayesini anlatmaktadır. Kitap Osmanlı Sarayının hemen yanında başlamaktadır. Devrik sultan, sarayın yakınlarında bir evde yaşamaya mahkum edilir. Bunun üzerine intihar eden devrik sultanın kızı bu duruma dayanamaz ve aklını yitirir.
Sarayın daha önceden de gelen doktoru kitapdar sultanın kızına zaten aşıktır. Onu iyileştireceğini söyler. Fakat onun için uzaklara gitmeleri gerektiğini ifade eder.
Bunun sonucunda Adana’ya giderler. Doktorla sultanın kızının burada çocukları olur. Bu çocuk evden çıkmadan büyür. Çünkü bir sultan torunudur. Eve durmadan öğretmenler gelmektedir. Bir zaman sonra Doktor ölür. Bunun üzerine doktor ve sultanın kızının oğlu evi fotoğrafçılık merakına saran arkadaşlarının mekanı haline getirir. En yakın arkadaşı da Ermeni olan Nubar isimli kişidir.
Adana Ermeniler için güvensiz olmaya başlayınca Nubar Beyrut’a göçmeye karar verir. Sultanın torunu da onunla beraber Beyrut’a göçer. Burada Yakın arkadaşı Nubar’ın kızıyla evlenir.
Üç çocukları olur. Bunlardan biri hikayenin baş kahramanı İsyan’dır. İsyan ortanca çocuktur. Bir ablası iffet bir de erkek kardeşi vardır. Annesi erkek kardeşinin doğumu sırasında ölmüştür.
Babası İsyan’ı okula göndermez ve evde eğitim verdirir. Çünkü okulun idealizmi öldürdüğüne inanmaktadır. Oğlunun sosyal bir lider olmasını istemektedir.
İsyan ise doktor olmak istemektedir. Ablasının da yardımıyla doktor olmasını babasına kabul ettirir. Fransa’ya tıp okumaya gider. İlk senesini başarılı bir şekilde bitirir. Yazın Almanya, Fransa’yı işgal etmektedir.
Bu sırada bir anda direniş örgütüne girmiş olan isyan, Fransa’nın direnişçi sembollerinden biri olur. Okulu ise yarım kalmıştır. Fransa düşman işgalinden kurtulduktan sonra Beyrut’a geri döner. Döndüğünde ablası evlenip Mısır’a yerleşmiştir. Kardeşi ise karaborsacılık yapmaktan hapistedir.
Bu dönüşten babası çok memnundur. Çünkü oğlu istediği gibi bir lider olmuştur. Bu dönüşten 10 gün sonra Babaanne sultanın kızı ölür. İsyan artık bir direniş sembolü olarak konferanslar vermektedir. Bu arada direniş zamanında tanıştığı Clara isimli kızla evlenir.
Mutlu bir yaşam sürerken ve tam çocukları olacağı haberini almışken bir anda kardeşi hapisten çıkar ve eve gelir. Bu durumda rahatsız olan İsyan eşiyle beraber Hayfa’ya giderler.
Daha sonra babasının hastalığı haberini alan İsyan, Beyrut’a döner. Babası ölür. Bu arada da Arap-Yahudi savaşı patlak verir. Sınırlar kapanır. İsyan Hayfa’ya geri dönemez. Çocuğunu bile göremeyen ve haber alamayan İsyan dengesi bozulmaya başlar.
Bu durumdan yararlanan kardeşi mirasa tek başına konmak için İsyan’ı akıl hastanesine yatırır. İsyan 20 yıl boyunca haksız yere burada yatar. Eski direnişçi arkadaşı sayesinde kızı, babasının nerede olduğunu öğrenir. Bir planla babasını mesaj götürür.
Bu mesaj sayesinde kendisinin farkına varan İsyan artık sabahları verilen ilacı içmemeye başlar. Git gide akli melekelerine kavuşmaya başladığını fark eder.
Bu arada Beyrut’ta da iç savaş başlamıştır. Bunu üzerine bir gün hastanenin sahibi ve ekibi hastaneyi terk eder. İsyan diğer hastalara göre aklı yerinde olduğundan bunu fark eder. Doğruca hastaneden ayrılır ve evine gider.
Buradan bir takım eşyalar alan İsyan Fransa’ya büyük aşkını görmeye gider. Acaba Clara onu görmek isteyecek midir?

Kitap, Doğunun Limanları özet içinde bulamayacağınız bir takım duygular içermektedir. Tam olarak duyguya vakıf olabilmek için kitabın okunması önerilir.

İlber Ortaylı Bir ömür nasıl yaşanır

Bir Ömür Nasıl Yaşanır?* Kitap İncelemesi* İlber Ortaylı

Yazarı :

İlber Ortaylı- Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
Bir ömür nasıl yaşanır? Kitap adını okurken bir iç geçiriyor okuyucu. Belki de bir ömür gözlerinin önünden geçiyordur bilinmez. Ünlü Tarihçi ve akademisyen İlber Ortaylı gazeteci Yenal Bilgici soruları ile kaleme aldığı bu kitapta gençlere, yetişkinlere, tüm kesimlere önerilerde bulunuyor. Bir ömrün nasıl yaşandığını aktarıyor. Şimdi birlikte kitabı inceleyelim. Dikkat spoi içerir!
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitabı kişisel eğitim açısından sizleri çok destekleyecek bir kişisel gelişim kitabıdır. Tamamen yaşanmışlıklardan ibaret olan bu kitap İlber Ortaylı ile soru- cevap havasında, kitabın da adında geçtiği üzere hayatta doğru seçim için önerileri barındırmaktadır. Söyleşi tadında olan bu kitap belirli alt başlıklardan oluşmaktadır. Bu başlıklar şöyle sıralanır;
 Birinci bölüm- Bir Ömür Nasıl Yaşanır? Bu bölümde İlber Ortaylı 70 yaşlarına kadar hayatının hangi dönemlerini nasıl geçirdiği ile alakalı soruları cevaplıyor.
 İkinci bölüm- Kimden Ne Öğrenilir? İkinci bölümde hayatımız boyunca kimlerle arkadaşlık ettiğimizin çok mühim olduğunu belirten ünlü tarihçi size değer katan kişilerle birlikte olmalısınız ve hayatınıza giren her insanın size ne kattığını sorgulamalısınız diyor.
 Üçüncü bölüm- İnsan Kendini Nasıl Yetiştirir? Bu bölüm çok klasik bir soru ile başlıyor. Çok gezen mi çok okuyan mı çok bilen mi entelektüeldir? Entelektüellik hakkında sorular çevresinde söyleşi tarzında olan bu bölümde insanın kendisini nasıl yetiştirmesi gerektiği ile ilgili bilgi veriiliyor.
 Dördüncü bölüm- Nasıl Çalışmak Gerekir? Bölüm çalışkan bir millet miyiz sorusu ile başlıyor ve İlber Ortaylı’nın çalışma prensipleri hakkında devam ediyor. Hayatı boyunca her zaman sabahları çalıştığını söyleyen İlber Ortaylı zihin boşken, kafa diriyken ve vücut dinçken yapılan çalışmanın verimi kat kat arttırdığını söylüyor.
 Beşinci bölüm- Nasıl Seyahat Edilir, Nereleri Görmek Gerekir? Bu bölüm okurların en keyifle okuduğu bölüm olabilir. Gezmeye yönelik tavsiyelerin bulunduğu bölümde İlber Ortaylı gezmenin aslında çok da kolay bir iş olmadığını, emek sarf etmek gerektiğini söylüyor ve ekliyor, Semerkand’ı, Floransa’yı, Buhara’yı, Roma’yı ve Kudüs’ü görmeden ölmeyin diyor.
 Altıncı bölüm- Eğitim’de Hangi Tercihleri Yapmak Gerekir? Eğitime yönelik tavsiye ve eleştirilerin bulunduğu bu bölümde ideal eğitimin en başta iyi öğretmen yetiştirmekle olacağını söylüyor İlber Ortaylı. Eğitime yönelik umutsuz olunmaması gerektiğini söyleyen Ortaylı, nitelikli okulların kurulması, elit öğretmenlerin yetiştirilmesiyle her şeyin mümkün olacağını belirtiyor.
 Yedinci bölüm- Ne İzlemeli? Ne Dinlemeli? Ne Okumalı? En çok merak edilen bu bölümde sinemada İtalyanları sevdiğini söyleyen ünlü tarihçi Müzikte Almanlar, romanda Ruslar, şiirde İranlılar en yükseğe çıkmıştır diye sözlerine devam ediyor. Kitabın içerisinde İlber Ortaylı’nın tavsiye ettiği 26 tane yabancı film önerisi, kitap önerileri ve müzik önerileri de okuyanların dikkatini çekiyor. Kitapta bazı Türk müzisyenlerden de bahseden Ortaylı, bu isimler Ulu Önder Atatürk’ün başlattığı bir hareketin neticesidir diyor.
 Sekizinci bölüm- İnsan Yaşadığı Şehirden Nasıl Yararlanır? Son bölümde yaşadığımız şehirden nasıl faydalanmamız gerektiğini cevaplayan İlber Ortaylı iyi bir şehrin özelliklerinden bahsederken iyi bir kütüphanede çalıştıktan sonra iyi bir tiyatro seyrettikten sonra iyi bir cafeye gidip sohbet edebildiğin şehirdir diyor. İstanbul’da en çok Üsküdar’ı sevdiğini söyleyen Ortaylı eski İstanbul’u çok özlediğini de sözlerine ekliyor. Son olarak görülmesi gereken 20 yer listesini de kitabın son sayfalarında bulabiliyorsunuz.

Bir Ömür Nasıl Yaşanır? Kitap Yorumları
Bir Ömür Nasıl Yaşanır? okuyucularının bir kısmı tarafından çok beğenilen bir kısmı tarafından da eleştirilere maruz kalan, kısa sürede çok satanlar listesine giren bu kitap hakkında sosyal medyadan alınan birkaç yorumu paylaşacağız. Bir ömür nasıl yaşanır kitap yorumları sizlerle.
• Bir okuyucu Türkiye’nin nadide aydınlarından olduğunu söylediği İlber Ortaylı’nın ömrünün son demlerini yaşarken bulunmaz hint kumaşı niteliğindeki tecrübelerini okurlarıyla paylaştığını belirtiyor.

• Kitapta bilimsellikten bahsedilmemesinden yakından bir okuyucu ise Bir Ömür Nasıl Yaşanır deniliyorsa kitapta bilimsellikten bahsedilmesi gerekirdi diye eleştiride bulunuyor.
• İlber Ortaylı’nın tavsiyelerini çok güzel bulduğunu söyleyen bir okur mutlaka bu kitabı tavsiye ettiğini söylüyor.
• “Eleştirim kesinlikle hocamıza değil ama gezin sürekli bir şeyler öğrenin diyor fakat biz geçimizi zor sağlayan bir ülkeyiz, ne yazık ki gezme konusunda onun kadar şanslı olamıyoruz” şeklinde bir yorum da okurları tarafından iletiliyor.
8 bölümden oluşan kitapta kitabın sonunda kitapta geçen tüm isimlerin olduğu sayfalar da okurlar tarafından çok beğenilmiştir. Kitabı okurken soruları İlber Ortaylı’ya siz soruyormuşsunuz gibi bir hava oluşması okuyucuyu kitaba bağlıyor. Yaşama dair güzel önerilerin olduğu bu kitapta bazı yerlere katılırken bazı yerleri de eleştireceksiniz, bu da kitabın güzel yanlarından biridir.Bir Çöküşün Öyküsü -Kitap Özeti-Stefan ZweigBir Çöküşün Öyküsü -Kitap Özeti-Stefan Zweig

Sibumi

Şibumi- Kitap Konusu ve Özeti- Trevanian

Yazarı :

Şibumi Kitap Konusu ve Özeti

1979 yılında yayınlanan Şibumi kitap konusu itibariyle bir ajanlar hesaplaşmasıdır.
Şibumi kitap yazarı Trevanian takma ismiyle bütün kitaplarını yazmıştır. Gerçek adı Rodney William Whitaker olan yazar, 1931 yılında doğmuş ve 2005 yılında ölmüştür. Kimliğini ölümüne yakın olarak açıklamıştır. İncir Sokağı adlı yarı otobiyografik bir roman yazmıştır.
Şibumi Anlamı Nedir?

Kitaba ismini veren Şibumi anlam olarak tek kelimeyle anlatılabilecek bir kavram değildir. Kahramanımız Nicholai Hel, kitabın başından sonuna kadar bu kavramın belirtiği mertebeye ulaşmaya çalışmaktadır. Şibumi anlamı kısaca kendi dinginliğine ulaşmaktır. Kendi yeteneklerinin farkında olup bunları kimseye gösterme ihtiyacı duymamaktır.
Şibumi Konusu

Şibumi tam bir filmi çekilebilecek bir kitap olarak yazılmıştır. IP Man filmi tadında olan bu kitap bir nevi kişisel hesaplaşmaları ele almaktadır. Bu hesaplaşmaları ele alırken doğunun arkadaşlık, dostluk ve vefa kavramlarına verdiği önemi vurgulamaktadır.
Bir yandan da ulusların genel bir ahlakları olduğunu fakat kişilerin ferdan ferda bundan uzak olduğunu belirtmektedir.
Çok akıcı bir şekilde okunabilen roman bittiğinde harika bir tat bırakmaktadır.

Şibumi Kitap Özeti

Çok uluslu bir çocuğun İkinci Dünya Savaşı’nda yalnız kalması sonucu, onu bir nevi manevi babası olan Japon general evlat edinip Japonya’ya götürmesi ile başlar.
General çok fazla manevi oğlunun yanında değildir. Onu ülkece ünlü Go ustası yakın arkadaşına bırakır. Ondan eğitim alan çocuk Hel, onun ölümüyle yalnız kalır.
Daha sonra ana dili gibi bildiği altı dil sayesinde bir şekilde iş bulan Hel, manevi babasının başının dertte olduğunu görür. Bunun üzerine vefa duygusuyla kendisini riske atma pahasına ona yardım eder.
Daha sonra yıllarca hükümetler adına çalışan bir seri katil olan Hel, emekliliğe karar vermiştir. Fakat yıllar önceki bir dostu yeğenine yardım etmesi için onu ona gönderir.
Yine burada vefa duygusu baskın çıkar. Fakat bir şey yapmasına gerek kalmadan karşı tarafın yaptığı baskın sonucu bu sefer gururu devreye girer. Bunun sonucunda bir takım işlere girişir.
Bunun girişim ona pahalıya patlar. Emeklilik için kurduğu şatosu ve 16 yıllık arkadaşını kaybeder. Daha sonra önce arkadaşının istediği şeklinde arkadaşının yapacağı işi yapar. Sonra da intikamını almak için bir plan kurar. Planı işletir.Beş Sevgi Dili -Kitap İncelemesi- Gary Chapman

Yabancı-Kitap Özeti-Albert Camus

Yazarı :

Kitap Hakkında
Nihilizmi hayatının merkezine koymuş karakter ve onun herkese ve her şeye hatta kendine bile yabancı tavırları eserin yıllarca tartışılmasına neden olan en önemli özelliğidir. Albert Camus, Yabancı isimli kitabı başkarakteri olan Mersault, hiçbir şeyi önemsemeyen ve kaygı duymayan, sevinçleri kadar üzüntüleri de yokmuş gibi görünen bir adamdır. Hayatının sonunu da bu kayıtsızlığı ve vurdumduymazlığı getirecektir. Albert Camus, Yabancı kitabı için söylenecek çok şey olmasına rağmen özet olarak nihilist bir roman olduğu söylenebilir. Albert Camus, 1942’de yazdığı bu romanda ayrıca bireyin kendine ve topluma olan duygusal yabancılığını da işler.

Yabancı- Kitap Özeti

Romanın başkahramanı Mersault, bir bakımevinde kalan annesinin öldüğünü öğrenince cenaze işlemlerini yapmak için bakımevinin olduğu bölgeye gider. Ne yolda ne de cenazeyi teslim alırken herhangi bir duygu belirtisi göstermez. Bu durum insanların da dikkatini çeker ve onu ayıplarlar. Mersault için annesinin ölmesi elbette üzücüdür ve bunu kabullenir. Fakat içten içe zaten annesinin çektiği acıların son bulması için ölümünü beklemiş hatta olmasını da istemiştir. Gece boyunca annesinin cenazesinin yanında kalır. Ama ufacık bir üzüntü belirtisi göstermez ve asla ağlamaz.

Mersault, özünde hiçbir şeyi önemseyemeyen bir karakterdir ve önemsemeyi de istemez. Annesinin cenazesinden bir gün sonra normal hayatına döner. Bir kadınla tanışır ve onunla hemen sevgili olur. İkili beraber sık sık denize giderler ve kumsalda güneşlenirler. Kızın adı Marie’dir. Çapkın bir komşusunun da onlara katılmasıyla üçü birlikte eğlenmeye başlamışlardır. Sahilde gezdikleri bir gün komşusunun başına bela olan Araplarla karşılaşırlar. Bu Araplarla komşunun arasındaki husumetin bittiği düşünülse de bitmemiştir. O gün hava çok sıcaktır. Bu yüzden Mersault düzgün düşünemediğinden bahseder. Arap’la Mersault arasında bir boğuşma yaşanır. Marsault adamı kazayla öldürür.

Marsault yakalanır ve cinayetini anlatması için kendisine bir sorgu yargıcı atanır. Mersault her sözünde sorgu yargıcını biraz daha şaşırtır. Eğer biraz pişmanlık belirtisi gösterse cezası hafifletilecektir ama sorgulanırken bile Mersault bir kayıtsızlık içindedir. Kendini kurtarmak için çabalamaz çünkü hayatını kurtarmak dahi onun için o an önemli değildir. Sadece odadaki sineklerden rahatsız olur ve sorgu yargıcından korkar. Cinayet işleyenin kendisi olduğu düşüncesi onu korkutur. Marsault kendi korkusuyla eğlenir.

Sonunda dava görülür ve idamına karar verilir. Ancak Mersault yine “bu odadaki herkes sonunda ölecek”, diye düşünerek kendi ölümüne karşı da kayıtsızlığını gösterir.

Bir Çöküşün Öyküsü -Kitap Özeti-Stefan Zweig

Yazarı :

Kitap Hakkında

Bir Çöküşün Öyküsü Avusturya asıllı yazarın 1910 yılında yazdığı ve ilk kez 1912 yılında yayınladığı uzun hikâye tarzındaki eseridir. Hayatına intihar ederek son veren Stefan Zweig’ın ikinci dünya savaşı başlamadan önce de intihar konusu üzerine eğildiğini gösterir. Stefan Zweig Brezilya’ya bir konferans vermek için gittikten sonra Buenos Aires’e yerleşmeye karar vermiştir. Bu sayede Nazilerin zulmünden kaçtığını düşünse de ikinci dünya savaşının verdiği bunalım ve korkudan kendini kurtaramamıştır.

Bir Çöküşün Öyküsü Kitap Özeti</strong>
Madam Prie, Paris prensesi olarak gösterişe, süse ve şaşalı olan her şeye düşkündür. Saraydaki dostları ve dedikoduları arasında hayatını geçirmekte ve bundan çok mutlu olmaktadır. Hayatı boyunca asla yokluk görmemiştir. Emir vermeye ve insanlara tepeden bakmaya alışıktır. Sevgilisi Bourbon Dükü’yle beraber gösterişli balolarda boy göstermektedirler.

Bir gün gezintiden döndükten sonra Madam Prie hizmetkârların kendi aralarında gülüştüklerini görür ve kendisine bir subayın onu beklediği bilgisini verirler. Subay, Kral’ın Bourbon Dükü’nün görevinden azledildiğini ve kendisinin de Normandiya’ya sürgüne gönderildiğini haber verir.
Normandiya’ya sürgününün en fazla beş gün süreceğini umut ederek ve bütün şatafatı Paris’te bırakarak gideceği kırsal bölgeye varır. İlk gün mutluluk içinde geçer. Kırlarda gezer, süslü ve ağır elbiselerini bir kenara bırakarak doğada eğlenir. Etrafında gördüğü her şeye abartılı bir neşeyle tepki verir. Fakat bir hafta sonra Paris’teki hayatını özlemeye başlar.

Bu özlemle Kral’a yazdığı mektuba gelen cevap onun için yıkıcıdır. Kral, çok fazla para harcadığı için onu sürgüne gönderdiğini ve kararından dönmeyeceğini açıklamıştır. Bu cevaptan sonra Madam Prie can sıkıntısını geçirmek için kendisine yeni eğlenceler aramaya başlar. Papaz ve yeğeniyle yakınlık kurmaya çalışır. Çocuğun eğitim masraflarını üstleneceğini söyleyerek onu kendisine bir köpek gibi köle haline getirmek ister ancak sonunda çocuk ona boyun eğmeği kabul etmez. Bu Madam Prie için ikinci yıkımdır. Artık kimsenin onu arzulamadığını da gördüğünde intiharı düşlemeye başlar. Ancak tıpkı yaşamı gibi ölümü de ses getirmelidir.

Paris’teki bütün tanıdıklarını vereceği balo için Normandiya’ya çağırır. Bu balo için hiçbir masraftan kaçınmaz ve bir de tiyatro düzenler. Bu tiyatronun baş rolü kendisidir. Oyunun sonunda da kendini öldürmektedir. Herkes tiyatroyu çok beğenerek onu över ve o da bütün misafirlerine 7 Ekim’de öleceğini söyler. Herkes şaka yaptığını düşünür.

Ölüm günü geldiğinde en güzel elbisesini giyer ve takılarını takar. Madam Prie Zehir içerek ölümün gelmesini bekler ve beklerken de cesedi güzel görünsün diye gülümsemeye çalışır. Ölümü sanki bir dostunu karşılarmış gibi karşılamak istemiş fakat zehrin verdiği acıyla yüzü çarpılarak ölmüştür.

Ölüm haberi Paris’teki dostlarına ulaştığında bir hokkabaz göster yapmaktadır. Madam Prie ve ölüm haberi çok fazla yankı uyandıramadan daha büyük bir dedikoduya karışıp yok olmuştur.
Beş Sevgi Dili -Kitap İncelemesi- Gary Chapman

Ceza Sömürgesi- Kitap Özeti- Franz Kafka

Yazarı :

Franz Kafka – Ceza Sömürgesi Kitap Özeti

Franz Kafka Ceza Sömürgesi adlı hikayesi onun I. Dünya Savaşı başladığı günlerde kaleme aldığı ve savaş sona erdikten bir yıl sonra da yayımladığı bir eseridir. Ceza Sömürgesi hikayesinde I. Dünya Savaşı’nın ağır atmosferi ve bu atmosferin yazarın üzerindeki etkileri göze çarpar. Franz Kafka bu hikayesinde de meşhur Korku İmparatorluğu’nu okurun gözleri önüne serer ve yedi yıl sonra Dava’da sık sık geçecek olan ‘ne olduğunu bilmeden tutuklanma’, ‘suçundan habersizken cezalandırılma’ gibi konuların da üzerine kısaca eğilir fakat insanı rahatsız edici bu havanın merkezinde suçluları korkunç işkencelerle cezalandıran ve korku unsurunu yaratmak için de bunu halka açık bir şölenmiş gibi düzenleyen zihniyet vardır.

Ceza Sömürgesi Kitap Özeti

Adı verilmemiş bir adada subay, gezgin, mahkum ve asker bir infaz aygıtının başında verilen hükmün uygulanmasını beklemektedirler. Bu sırada subay, gezgine müthiş değer verdiği bir infaz aygıtını göstermektedir. Sadece göstermekle kalmaz ona ayrıntılarıyla nasıl çalıştığını da anlatmaya kalkar. Bu sırada anlatımının daha etkili olması için cebinden öve öve bitiremediği infaz aygıtının tasarımcısı merhum komutanının elyazması notlarını çıkarır. Fakat onları gezgine doğru şöyle bir uzaktan sallar. Kimsenin elleyemeyeceği kadar özel bulmaktadırlar onları.

Subay ve gezgin infaz aygıtı önünde sandalyelere oturmaktayken, mahkum dizleri üzerine çökmüş bir şekilde askerin yanındadır. Gezgin, fırsat bulduğu bir ara mahkumun suçunun ne olduğunu sorar. Subay da üstlerine itaat etmemek, der. Mahkum uyumaması gereken bir saatte uyumuş ve üstü de onu suçüstü yakalamıştır. Bunun yanında mahkum ne neden yakalandığını bilmektedir, ne neden yargılandığını ne de cezasının ne olduğunu. Yalnızca dizleri üzerinde çökmüş bir şekilde farklı bir dilde konuştuğu için anlamasa bile subayın dediklerini dikkatle dinlemekte ve infaz aygıtını incelemektedir.

İnfaz aygıtı bir yatak ve üzerindeki iğnelerden oluşmaktadır. Mahkum yatağa bağlandığında iğneler onun sırtına ölene kadar on iki saatlik bir süre içinde sürekli aynı şeyi yazmaktadır. Suçu her neyse onunla ilgili merhum komutanın yazdığı bazı yazıları. Subay, infazların şanlı geçmişini anlatmaya öyle kaptırmıştır ki kendini gezginin onu dinleyip dinlemediğini bile umursamaz. Geçmişte insanların nasıl da infazı izlemek için geldiğini ve altıncı saatten sonra infaz edilen mahkumun gözlerine nasıl da ölümün işareti olan bir bakışın yerleştiğini abartarak anlatır.

Hikaye ilerledikçe gezginin orada bulunmasının asıl nedeni ortaya çıkar. İlk komutanın yerine geçen ikinci komutanın infaz aygıtı için beslediği düşmanlığıdır bunun sebebi. Ceza sömürgesine dışarıdan gelen birinin bu aygıtın ne kadar çağ dışı ve mantıksız bir işkence yöntemi olduğunu söylerse bu aygıtı ortadan kaldırmak için bir dayanak bulmuş olacaktır. Subay gezginden aygıtı savunmasını ister. Ancak gezgin savunmayacağını belirtir. Onun için de bu işkence insanlık dışıdır. Bu sırada da mahkum aygıta bağlanmıştır. Subay bu infazın son infaz olacağını fark eder ve mahkumu kaldırarak onun yerine kendi geçer. Yıllar boyunca uyguladığı infazların nihayetinde altıncı saatte kişinin gözlerine yerleşen bakışın anlamını çözmek için infaz edilen kendisi olmak istemiştir fakat işler beklediği gibi gitmez. Eski ve bakımsız makine parçalara ayrılmaya başlar. Subay beklediğinden çok daha korkunç ve hızlı bir şekilde ölür.

Mahkum, asker ve gezgin merkeze geri dönerler. Orada ona eski komutanın mezarı gösterilir. Kahvehane benzeri bir yerde bir masanın altında yatıyordur eski komutan ve kimse de ona saygı göstermiyordur.

Fahrenheit- 451 Kitap Özeti-Ray Bradbury

Yazarı :

Ray Bradbury – Fahrenheit 451 Kitap Özeti

1953 yılında yazılan Fahrenheit 451 kitabı bir distopya kitabıdır. Ray Bradbury Fahrenheit 451’i yazarken televizyonun ve medyanın gelecekte insanları nasıl ele geçireceğinin ve kitaplara karşı konumunun ne olacağının bir tablosunu çizer. İnsanlar kitaplardan uzaklaşır ve ekranlara yaklaşır, bunu yaparken de sorgulamayı bir kenara bırakıp sunulanı almayı tercih eder hale gelir.

Ray Bradbury 1920 yılında Amerika’da doğmuştur. Hayatının ilk gençlik yıllarını kütüphanede geçirir. 12 yaşından itibaren kısa hikayeler yazar. 30 yaşında kütüphaneden ayrılarak kitabını yazmak üzere Kaliforniya’ya gider. Üniversitede gezerken bulduğu kiralık daktilo odasında yazdığı kısa hikayeleri satarak kitabını yazar. Fakat bittiğinde kitabı yayınlayacak dergi bulamaz. Genç ve idealist bir editör kitabı yayınlamaya karar verir. Böylece gelmiş geçmiş en iyi distopik kurgulardan biri okuyucularla buluşur. Edebiyat dünyasında özel bir yeri olan Fahrenheit 451 Ray Bradbury için tüm dünyaya kendisini tanıtan kitabıdır. Bilimkurgu ve korku türlerinde, tiyatro ve senaryo yazma alanında da eserler vermiştir. En bilinen kitabı başyapıtı olarak da kabul edilen” Fahrenheit 451”isimli kitabıdır. Kitabın ismi kitapların yanmaya başladığı dereceden gelmektedir.

Fahrenheit 451 Kitap Özeti

Guy Montag bir itfaiyecidir fakat onların yaşadığı dönemde itfaiyeciler artık yangınları söndürmek yerine başlatmaktadır. Görevleriyse ihbar gelen evlere giderek kitapları yakmaktır çünkü kitap bulundurmak yasaktır. Herkesin evinde olduğu gibi Montag’ların evinin duvarları da dev ekranlarla kaplıdır. Eşi Mildred bütün gününü bu ekranların başında geçirir. Öyle ki ekrandaki insanların kendi akrabaları olduğunu düşünecek kadar aptallaşmıştır. Ayrıca bu kadın televizyon izlemediği zamanlarda intihar etmeye meyillidir.

Montag mahallelerindeki eve taşınan 17 yaşındaki Clarisse ile tanıştığında hayatı değişmeye başlar. Clarisse ona kendini ve yaptığı işi sorgulatacak sorular sorar. Birkaç gün sonraysa ortadan kaybolur ama bıraktığı kitap ile ilgili fikir tohumları Montag’ın zihninde yeşermeye başlamıştır bile.

İşteyken bir ihbar alırlar ve gittikleri evde kadın kitaplarıyla beraber yanmayı tercih eder. Bundan sonra Montag kitaplarda bu kadar bağlayıcı olanın ne olduğunu merak eder ve yakılmak için bekleyenlerin içinden bir kitap alarak ceketinin içine gizler. Eve gittiğinde eşi Mildred’le beraber kitabı incelerler ancak Mildred ondan hemen kurtulmak gerektiğini düşünür. Montag’sa kitapları biriktirmeye başlar.

İşteyken gelen bir ihbar üzerine kendi evinin adresine giderler. Eşi onu ihbar etmiştir. Ancak Montag kitaplarını yakamaz ve ekip şefini yakmayı tercih eder. Bu noktadan sonra o artık bir suçludur ve peşine tazı adı verilen bir robot takarlar. Bütün bu kovalamacayı da canlı yayında ülkenin bütün dev ekranlarına verirler. Ancak Montag kaçmanın bir yolunu bulur. Ormanda onun gibi kitap seven insanlarla buluşur. Hepsinin ezberinde bir kitap vardır ve kitapları bu şekilde geleceğe ulaştırabileceklerini düşünürler.

Şehir savaş halinde oldukları ülke tarafından bombalanır ve herkes ölür. Yaşayan sadece Montag ve ormandaki diğer insanlardır. Montag Vaiz kitabının bir kısmını ezberlemiştir ve tam da bu sırada kitaptan bir bölüm hatırlar.
Kırmızı Pazartesi – Kitap Özeti – Gabriel Garcia Marquez

Kırmızı Pazartesi – Kitap Özeti – Gabriel Garcia Marquez

Yazarı :

Gabriel Garcia Marquez
1982 yılında Gabriel Garcia Marquez’e Nobel Ödülü’nü kazandıran Kırmızı Pazartesi kitabı yazarın çocukken yaşadığı kasabada yaşanmış bir olaya dayanmaktadır. Bu romana yalnızca cinayet romanı olarak bakmak doğru olmaz, aynı zamanda toplumsal davranış şeklinin de bir özetidir. 20. Yüzyılın en önemli yazarları arasında gösterilen Marquez aslen Kolombiya’lıdır. Gazetecilik ve yazarlık yapan Gabriel Garcia Marquez, “Büyülü Gerçeklik” akımının önde gelen temsilcilerinden sayılmaktadır. İlk romanı “Yaprak Fırtınası”’nı, 1952 yılında, ”Hanım Ana’nın Cenaze Töreni”ni 1962 yılında yazmıştır. “Yüz Yıllık Yalnızlık” isimli en güzel eserini ise 1967 yılında Meksika’da kaleme almıştır. 1972 yılında “İyi Kalpli Erendira”,1982 yılında ise “Kırmızı Pazartesi” isimli töre cinayetlerini ve bir kadının bakire olup olmamasının sonuçlarını anlatarak toplumsal bir yaraya değinmiştir. 1985 yılında ise “Kolera Günlerinde Aşk” isimli romanda acı çekmenin ne kadar ulvi bir duygu olduğunu dile getirmiştir. Marquez sinema eserlerine yazdığı senaryolarla da adından söz ettirmeyi başarmıştır. Yazar. 87 yaşındayken Meksika’da bulunan evinde 14 Nisan 2014 tarihinde vefat etmiştir.

Kırmızı Pazartesi Kitap Özeti

Kasabaya yeni taşınmış Bayardo San Roman varlıklı bir adamdır ve bu varlığı kasaba yerlilerinin arasında pek çok dedikodu dönmesine neden olur. Bayardo San Roman sonunda evlenmeye karar verir ve kendine uygun bir eş adayı aramaya başlar. Angela Vicario’yu yoldan geçerken görür ve çok beğenir. Ailesine onunla evlenmek istediğini söylese de kimse onu ciddiye almaz fakat Bayardo bu işin peşini bırakmayarak Angela’yı bulur ve gösterişli bir düğün yapılır. Ancak bu düğün edilen duaların tam aksine uzun soluklu olmaz ve Bayardo, karısını bakire olmadığı gerekçesiyle baba evine bırakır.

Angela’nın erkek kardeşleri Pablo ve Pedro bunu bir namus meselesi olarak görür ve kız kardeşlerine ona bunu kimin yaptığını sorarak baskı yaparlar. Sonunda bakire olmayan kızın ağzından çıkan isim Santiago Nasar’dır. İki kardeş bu lekenin silinmesi için Santiago Nasar’ı öldürmeye karar verir ve hiddetle evden çıkarlar. Bu sırada kasabaya psikopos gelecektir ve bütün kasaba halkıyla beraber Nasar da onu karşılamak için limandadır.

Pablo ve Pedro kardeşler, Nasar’ı beklemek için meyhaneye otururlar ve herkese de onu öldüreceklerini söylerler. Adeta birinin onları engellemesini istiyor gibilerdir. Bu haber bütün kasabaya yayılır fakat bir tek Nasar öldürüleceğinden habersizdir. Belediye başkanı ikiliyi bulur ve bıçaklarını ellerinden alarak bu işten vazgeçmelerini söyler ancak iki kardeş başka bıçaklar alarak Nasar’ı beklemeye yeniden koyulurlar.

Sonunda Nasar geri döndüğünde insanlar onu yolundan çevirmeye çalışır. En son, nişanlısı onun verdiği hediyeleri kendisine iade ederek ayrılır. Nasar ne olduğunu bir türlü anlamamaktadır. Bu sırada kardeşler onun peşine düşmüştür. Nasar eve giden yola girdiğinde annesi pencereden Pablo ve Pedro’nun eve doğru koştuğunu görür fakat Nasar’ın geldiğini göremez. Koşarak gider ve kapıyı Nasar’ın orada olduğunu bilmeden kapatır. Bu da son hamledir. Kardeşler Nasar’ı bıçaklarlar ve Nasar girmeyi başardığı evinin mutfağında son nefesini verir.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü- Kitap Özeti- Victor Hugo

Hakkari’de Bir Mevsim (“O”) / Kitap Özeti/ Ferit Edgü –

Yazarı :

Ferit Edgü Hakkari’de Bir Mevsim kitabı ilk olarak “O” adıyla basılmıştır. 1983 yılında filme çekilmesinin ardından kitabın adı Hakkari’de Bir Mevsim olarak değiştirilmiştir. İlk defa 1977 yılında yayımlanan roman,Ferit Edgü asker-öğretmen olarak görev yaptığı Hakkari’deki köyü ve orada yaşadıklarını çarpıcı bir dille anlatır.Sinekli Bakkal-Halide Edip Adıvar Kendisinin edebi kişiliği de Hakkari’den önce ve sonra olmak üzere iki bölüme ayrılmış gibidir. Bu köy ve orada yaşadıkları yazarın hayata bakış açısının değişmesine neden olmuştur. Hakkari’de Bir Mevsim kitabı konusu itibariyle yazarın yaşadıklarını çarpıcı bir dille okura aktarmasıdır.

Ferit Edgü 1936 yılında İstanbul’da doğmuştur. Çocukluk yılları II. Dünya Savaşı’na denk gelen yazar İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim görürken Almanya’ya ve Paris’e giderek eğitimini buralarda tamamlamıştır. Yazın hayatına şiirle başlamış ve üç adet roman yazmıştır. Bunlardan Hakkari’de Bir Mevsim ikinci romanıdır.

Hakkari’de Bir Mevsim / Kitap Özeti

Kitabın ana karakteri Hakkari’nin Pir köyüne gemisi vuran bir denizci olduğunu düşünmektedir. Geçmişini hatırlamaz ya da hatırlamak istemez. Köyün etrafında deniz olmadığını bilmesine rağmen gemisi parçalanmış bir kaptan olduğundan emindir. Pir köyünde öğretmenlik yapacaktır. Bu köy kış geldiğinde ve karlar yolları kapattığında ilçeyle, şehirle hatta bütün dünyayla iletişimi kesilen dağ başında küçük bir köydür.

Muhtar onu eskiden okul olarak kullanılmış tek göz bir odaya götürdüğünde şaşırır. İçerisi harabe gibidir. Defter, kitap hiçbir şey yoktur. Bütün bu ihtiyaçları karşılamak için bin bir zorlukla şehre gider çünkü şehre gidebilmek için araç yoktur, insanlar at üzerinde seyahat ederler ya da yaya olarak gidiş geliş yaparlar. Öğretmen şehirde Milli Eğitim Müdürlüğüne gider fakat buradaki insanlar ona karşı ilgisiz tavırlar sergilerler. Bu yüzden buraya sürgün geldiğini düşünür. Geceyi orada geçirir ve sabah kendisine gönderilmiş mektupları, belgeleri almak için valiliğin kapısına gider. Alır da fakat bunların hepsi açılmış ve yabancılar tarafından okunmuştur.

Kitapçı görür, bu şehirdeki tek kitapçıdır ve bir Süryani tarafından işletilmektedir. Süryani ona bazı kitaplar ve bir de harita hediye eder. Öğretmen köye geri döndüğünde getirdiklerini çocuklara dağıtır. Köyde bir bebek hastadır. Öğretmeni bebeğe bakması için götürürler. Niye onu bebeğe götürdüklerini bilmese bile başına gider ama o sırada bebek ölür. Bu bebek ölümlerinin ilkidir ama öğretmenin içini parçalamıştır. Bebeğin başında ağlar.

Köyde tuhaf insanlarla tanışır. Bunlardan biri de Halit’tir. Halit kendisinin de öğretmen gibi yabancı olduğunu bu yüzden iyi anlaşacaklarını söyler. Öğretmen ilk başta ondan hoşlanmasa bile zaman geçtikçe konuşabileceği tek insan olarak Halit kalır. Halit bit kaçakçıdır, köyde pek sevilmez.

Bebek ölümleri devam eder, öğretmen ne yapacağını bilemez ama daha aldıkları birkaç nefes varken toprağa giden bu bebeklere de yüreği dayanmaz. Valiliğe ve Sağlık Bakanlığına birer dilekçe yazar ve gönderir.

Bu sırada şehre gider ve kitapçının kapandığını görür. Şehirdeki tek kitapçı da kapanmıştır. İçi sıkılır. Köye geri döner. Kar yağmaya devam eder ve geceleri de tipi vardır. Rüzgar uğuldadıkça öğretmen yabancı hisseder kendini.

Öğrencileriyle başlarda anlaşamaz. Birbirilerinin dillerini çok az bilirler ama gün geçtikçe ortak kelimeler buldukça anlaşmaya başlarlar. Kendisine tanımadığı insanlardan mektuplar gelir. Hepsi de onu tanıyordur ama o hepsini tanımazlıktan gelir. Cevap yazmaz.

Karlar erir ve bir müfettiş köye gelir. Kaçmadığı için öğretmeni tebrik eder ve okulu istediği zaman kapatabileceğini söyler. Çocuklara son dersini yapar ve onlara ne öğrettiyse unutmalarını söyler çünkü hepsine başka bir dünyanın bilgisini öğretmiştir ama Pir köyünde işler dünyanın geri kalanından farklıdır. Okulu kapatır, herkes onu uğurlar.

Öğretmen bir tekneye binerek Pir’i terk eder.
Saftrik Greg’in Günlüğü 2- Rodrick Kuralları

1 2 3 4